ARA YARA YARATICILIK     -      Yıldız Cıbıroğlu

Türkçenin derin yapısında ara ikon sözcüklü  zincirin anahtar sözcükleri ara, yara, yaratıcılık. Bu sözcüklerden daha fazlası  bir araya geldiğinde anlamlı bir dünya görüşü çıkıyor ortaya: Yara ve yaratıcılık kavramları ‘ara’da (bir geçiş zamanı ve mekânında) anlam kazanıyorlar: Arkaik bilgelik, insanların acı deneylerinden elde edilen çıkarımları dilin içine ar- kodlu sözcüklerle kaydetmiş. Edinilen deneyler unutulup gider; oysa bu sözcük-zincirleri kültürel bellek depoları olarak her konuşucunun dilinde korunmaktadır. Ara, yara, yaratıcılık zincirinde aynı konuşma sesi (işitim kodu) kullanılarak ‘benzeşim’; ve ‘farklı anlamlarla’ karşıtlıklar vurgulanmış. Örneğin arı, ara, yara kelimelerinin üçünde de ar- kodu benzeşime vurgu yapar. Arı bal alacağı çiçeği bilir, çiçekler arasında onu arar. Ama arı aynı zamanda zehirli bir iğneye sahiptir, soktu mu ‘yara’ yapar. Arka bacaklarında topladığı bal ile iğne aynı arı’da bir aradadır. Bilgelik bizi uyarıyor, dikkat “hakikat, görünendeki görünmeyendir,” diyor.

Ara Ağı’nın oluşturulmasındaki temel beklenti, avcılık döneminden başlayarak toplumsallaşma aşamasında bir arada yaşamayı konuşucularda içselleştirmektir. Ancak insanlar bir arada yaşadıklarında da sorunlar olacaktır: Tatlı sözler ve tavırlarla göz boyayan dolandırıcılar, kendi çıkarları için düzen kuranlar gibi. Böyle bir aldanışı yaşayan toplum ikiye yarılacak’tır. İki taraf –iki yarım- birbiriyle çatışacak ve yara alacaktır. (Yarılma kişinin kendi içinde de olabilir, kişi kendi içindeki yar’a düşebilir.) Bu dili bilinçle ve bilinç-dışıyla oluşturan eski Şamanlar, böyle durumlarda yaratıcılık, yaratma ile olumsuz olanı olumluya dönüştürmeyi önermektedirler. Yaratıcılık iki farklı fikir arasında doğar ve insanı ileriye taşıyan bu deneyimdir. Türkçenin ve başka dillerin derin yapısında bu bilgiler, hatta bazen işitim kodları bile ortaktır.

Eğer bu ‘yar’dan (uçurum) yaratıcılık’la çıkılır ve yara’lar iyileşirse; varılan sonuç yaraş (=güzel), yarar, yarayışlı kavramlarıyla ifade edilecektir. Yaratıcı ara, daima iki karşıtın ve aynı zamanda iki benzeşiğin arasındadır. Bu nedenle insanı ilerleten de zıtlar veya farklılar arasındaki tartışma ve uzlaşmadır. Ar, Altaycada ‘her’ bir şey anlamına gelir. Her bir şey, ancak iki şeyin arasında değişecek, iki karşıt birbiriyle ara’da tamamlanacaktır.

Ar- zincirinden çıkan yan zincirler de var: yar, tar-, kar- (=ak, ışık; zıddı kara, karanlık), var- gibi yan zincirlerle bu söylemler sonsuzca sürüyor; bitmiş/tamamlanmış değil. Türkçenin içindeki sözcük-zincirlerinde kayıtlı olan zihniyet (=tinsellik) farklı olanların, karşıt olanların ‘eşit hukukla’ bir arada yaşamasından daha iyi durumların ortaya çıkacağı anlayışıdır; sözcük-zincirlerinin işlevi konuşucuları buna ikna etmektir. Söz konusu ana-zincirdeki ve yan zincirlerdeki ara, aramak, yar, yarık, yarı, yarış, yara, yaratıcılık, yarkı (tartışma), yaraş (güzel), yarar, artma, artağan (verimli), artı (olumlu), var, varlık, varoluş, var-mak (ulaşmak), tar (bir nehrin iki kıyısı arasında gidip gelen ulaşım aracı), tartı, tartmak, tartışma kavramları; dikkat edersek hep iki karşıt (veya farklı) iki şey arasına işaret ediyorlar.

Avcılık döneminde insanlar toplumsallaşmaya başlar; çünkü örgütlendiklerinde avdan eli boş dönmediklerini görürler. Fakat birlikte yaşarken sorunlar da ortaya çıkmakta, paylaşımı kötüye kullananlar olmaktadır. Buna karşı uyarmak için bir başka yol daha denenmiştir: J. Campbell arkaik avcı söyleminden beri ortak bir dolandırıcı tipinin masallarda dolaştığını söyler: Kuzey Amerika yerli halklarındaki Koyot, İtalyanlardaki Pulcinella, bizde Hacivat, Keloğlan (bazı yönleriyle) ve başka halkların masal kahramanları gibi. Jung’a göre “dolandırıcı ortaklaşa gölge kişiliktir, bireylerin karakterindeki düşük niteliklerin bir özetidir.” Joseph Campbell ise onların toplumları ileri götürme işlevini gördüğünü söyler: “Garip, şaşırtıcı dolandırıcı kişiliği paleolitik öykü dünyasının başı gibi görülüyor. Aptal, acımasız, şehvet düşkünü bir hilebaz, kargaşa ilkesinin özü, aynı zamanda kültürü başlatandır. (…) Avrupa karnaval geleneklerinde bu kişilik sayısız soytarı, maskara, şeytan, Pulcinella ve cin biçimine girer, aynı Pueblo Kızılderililerinin kuttörenlerindeki soytarılar gibi ve şölene kargaşa günü havasını verir. Görgü ustalarının bakış açısına göre kargaşa ilkesini, karışıklık ilkesini, tabulara aldırmama ve sınırları yıkma ilkesini temsil ederler. Fakat yaşamın enerjisinin kaynaklandığı daha derin diyarların bakış açısıyla bu ilkenin küçük görülmemesi gerekir.” (İlkel Mitoloji, İmge Yay., 1992, s. 294)  Türkçenin ara, yara, yaratıcılık zincirinde ortaya çıktığı gibi; Paleolitik dolandırıcı karakter de, toplumsal çıkış yolunu arayanlara çözüm bulmak için daha güçlü bir karşı koyma ve yeni fikirler yaratma, atılımlar yapma enerjisi kazandırabilir. Her iki alanda da aynı gerçekliğe işaret edilmektedir: Bazen toplumların yenilenmek için kaos yaratan dolandırıcılara -uzun sürmemek kaydıyla- ihtiyacı vardır. Korkulacak yönü, bu sahtekârların devamlı kalmasıdır. Sümer ülkesinde hilebaz tanrı Enki tam bir gölge kişiliktir, gülünç, görgüsüz, fırsatçı, şehvetli ve budaladır: Sümer ülkesine Sami kökenli Akadlar ve Asurlar tamamen hakim olunca bu tanrı ‘Ea’ adını alır ve mutlak bilginin, büyünün, hilebaz aklın tanrısı olur. Gücünü büyüden alır. Bu sorgulanmayan tanrı Ea Mezopotamya’da üç binyıl tapım görür. (Ortadoğululaşma durduk yerde olmadı.) Çocuklarımıza “Yaşanacak bir Türkiye” bırakmak için bir araya gelmek son derece acil bir gerekliliktir.

 

Copyright @ YildizCibiroglu.com 2015